MESLEKİ KANSERLER

14.01.2015 02:00:00

1-GİRİŞ VE GENEL BİLGİ
Kanser oluşturan ve ölüme sebebiyet veren etken ve faktörle dünyanın çeşitli yerlerinde ve toplumlarında geniş ölçüde değişiklik gösterirler. Ancak kanser oluşumunda beslenme alışkanlıkları, sosyal davranışlar, mesleki maruziyet, coğrafya, ırk ve öteki genetik faktörlerin rolü olduğu ve tek bir sebebin suçlu tutulamayacağı bilinmelidir.

Tıp bilimindeki son gelişmeler çevremizde çok sayıda kanser yapıcı etkinin bulunduğu gerçeğini ortaya koymuştur. Çevresel kanserojenlerin tipik örneği ise endüstriyel etkenler ya da endüstriyel kanserlerdir. Çevresel kanserojenler genellikle çalışılan ya da yaşanılan yerdeki kimyasal maddeler ya da fiziksel etkenlerdir. Bu etkenlerle temas daha çok çalışma esnasında olmaktadır. Kanserler, özellikle mesleki kanserler, vücudun herhangi bir bölgesi ile kanserojen maddenin teması sonucunda meydana gelmektedir. Böyle bir temas ya da etki olmadıkça kanser meydana gelmez. Kanser tanımında ve korunmasında bu husus önemlidir.

2-SIKLIK ( İNSİDANS )

Dünya ülkelerinde yıllık istatistik raporlarına geçen ve yayınlanan kanserlerin sıklığı oldukça yüksek olmasına rağmen genel kanı bu verilerin gerçeğin çok altında olduğudur. Bilinen bir husus, mesleki kanser tehlikesinin her geçen gün biraz daha arttığı ve büyüdüğüdür. Çünkü her yıl endüstriye yüzlerce yeni kimyasal madde girmekte ve bunların da çoğu kanserojen etki göstermektedir.

3- ÖZELLİK VE NİTELİKLER

A-Mesleki kanserin vücuttaki yerleşim yeri:

Mesleki kanserin gelişmesi öncelikle kanserojen etkinin yoğun ve sürekli olduğu doku veya organda olacaktır. Kanserojen maddelerin çoğu deri, akciğer ve mesaneyi etkiler. Ancak son yıllarda meslek kaynaklı karaciğer kanserlerinde de artış olduğu görülmektedir. Deri ve akciğer kanserojen maddelerin ilk temas yeri olmasına rağmen MESANE en çok etkilene organdır. Kanserojen aromatik aminler deriyi geçerek mesanede konsantre olup mesane mukozasına etki gösterdikten sonra idrarla çıkartılırlar. Görülüyor ki aromatik aminler mesane mukozası ile uzun süre temas halinde kalmaktadırlar.

B-Hastalık ve ölüm oranları:

Kanser oluşma oranı kanserojen maddenin cinsine , maruziyet süresine, maruziyet derecesine, çevredeki hijyenik koşullara, teknik ve tıbbi olarak alınan önlemlerin etkinliğine bağlıdır. Kanserli hastalardaki ölüm oranı da yerleşim yerine, hastalığın derecesine ve erken tanıya bağlı olarak değişmekle beraber yine de oldukça yüksektir.

C-Maruziyet süresi:

Maruziyet süresi uzundur. Kanser oluşması için gerekli total maruziyet süresi ortalama 5-25 yıldır.
Kanserojen maddenin etkisi kümülatiftir. Meydana gelmiş etki vücutta uzun süre kalır.
Sürekli ya da uzun süreli kesintili maruziyet ler etkili olur.
Kanserojen madde, maruziyet sona erdikten sonra da kanser ortaya çıkarabilmektedir. Maruziyet süresi ve maruziyet olmadan geçen sürenin toplamına latand periyot denir. Yani maruziyet başlamasından hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen süre latend süredir.

D- Yaş:

Özellikle aminlerle oluşan mesane kanserleri, asbestoz ile oluşan akciğer kanserleri ve arsenik bileşikleri oluşan deri kanserleri genç ve orta yaşlılarda daha çok görülür.

E- Cins:

Mesleki kanserler erkeklerde daha sıktır. Çünkü maruziyet daha çoktur. Ancak aromatik aminlere, asbestoza, radyoaktif maddelere karşı kadınlar daha hassastır. Ayrıca kanserojen maddeler kan- plasenta bariyerini aşarak bebeğin kanserli olarak ya da anormal doğumuna neden olabilirler.

F- Genetik faktörler:

Kanserojen maddeye karşı aynı derecede maruz kalan kişiler arasındaki kanser vakalarının değişiklik göstermesi, kanserojene karşı genetik faktörlerin etkili olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

4-TARİHCE

Mesleki kanserlerin araştırılmasının tarihcesi PERİCİVAL POTT ile başlar. Pericival Pott ilk kez 1775 de İngiltere’de baca temizleyicilerin skrotum kanserine neden olarak yaptıkları işi saptamış ve maruz kaldıkları ‘’is ‘’ e dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.
1892 de BUTLIN yine gençlerde görülen skrotum ve cilt kanserlerinin nedeni olarak kömür katranı, madeni yağları tanımlamıştır.
1895 de RHEN boya sanayiinde mesane kanserinin çokluğuna dikkati çekmiş ve hastalığı tanımlamıştır.

5- TANI :

Mesleki kanserin tanısı için spesifik test mevcut değilse de, tanı kişinin öz geçmişi incelenerek konur. Bunlar :

 

- kişinin çalıştığı yerde herhangi bir kanserojen maddenin olup olmadığı araştırılır, kişinin böyle bir maddeye maruz kalıp kalmadığı saptanır. 

- mevcut bulguların mesleki kanserlerden herhangi birisinin spesifik belirtilerine uyup uymadığı araştırılır.

- İşyerinde şüpheli maddeler araştırılır

- Biyopsi kanser açısından kesin tanı koydurur.

6 –KORUYUCU ÖNLEMLER:

A- Kanserojen madde bulunması muhtemel işyerleri için özel program ve çalışma düzeni sağlanmalı yasal düzenlemelere uyulmalıdır. En etkili yöntemin kanserojen olduğu bilinen ya da şüphelenilen maddelerin kullanılmaması olduğu unutulmamalıdır.

B- Teknik önlemler : Kanserojen olduğu bilinen ya da şüphelenilen maddeler mümkün olduğunca kapalı sistem içinde kullanılmalı ve taşınmalıdır. İş yerlerinde çekici havalandırma sistemleri kullanılarak tehlikeli maddenin yayılımını önlemek ve iş yerlerinde gerekli her türlü hijyenik önlemi almak gereklidir. İşyerleri havasından sürekli örnekler alarak analize tabi tutmak, gereken değerlendirmeleri yapmak gereklidir.

C- Kişisel korunma araçları: Eldiven, tulum, solunum sistemi koruyucuları eksiksiz, tam çalışır halde tutulmalı ve çalışanların kullanması sağlanmalıdır. Ayrıca elbise ve koruyucu maddelerin yıkanma, temizlik ve hijyeni için gereken önlemler alınmalıdır. Kişisel koruyucuların sağlanması ve kullanılmasında işçi ve işveren koordinasyonu önemlidir.

D- İşçi seçimi : Mesleki kanserlerden korunmada genel önlemlerden biri de işçi seçimidir. Herhangi bir kanserojen maddeye maruz kalacak işçilerin 40 yaşını üstünde olasına dikkat edilmelidir. Daha önce kanserojen maddelere maruz kalmış veya kansere yakalanarak tedavi görmüş kimseler bu işler için uygun değildir. İşçi yaptığı işteki tehlikeyi bilmeli ve korunma yöntemleri konusunda eğitilmelidir . Bir başka önemli ayrıntı da kanserojen maddelere kişilerin çalışma sürelerinin azaltılması da etkili koruma yöntemidir.

E- Tıbbi denetim: herhangi bir kanserojen maddeye maruz kaldığı bilinen veya şüphe edilen işçiler en az 6-12 ayda bir periyodik muayeneye tabi tutulmalıdır. Bu periyodik muayeneler sürekli ve kesintisiz olmalıdır. Her işçinin maruz kaldığı riskin çeşidine göre klinik ya da laboratuvar muayenelerine tabi tutulmaları gerekir.

F- Kanserojen maddelerin üretimi, kullanılması ile ilgili yasal düzenlemelere uyulması için kesin ve etkili önlemler almak gereklidir.
Mesleki kanserlerle ilgili bu genel bilgilerden sonra vücuttaki yerleşim yerlerine göre incelemek uygun olacaktır. Vücuttaki yerleşim yeri öncelikle etken maddenin yoğun ve sürekli olarak temasta bulunduğu doku veya organdır. Deri ve solunum sistemi çalışama esnasında kanserojenlerin doğrudan temas ettikleri sistemlerdir . Ayrıca Mesane kanserojen
maddelerin veya metabolitlerinin ciddi etkisine maruz kalır. Yine son yıllarda karaciğer kanserlerinde ciddi artış görülmeye başlamıştır.

MESLEKİ DERİ KANSERLERİ :

Kanserojen maddelere uzun süre maruziyet veya işçinin işi nedeniyle vücudun herhangi bir yerinde sürekli bir travma nedeni ile meydana gelen deri kanserlerine denir.

A ) Deri kanseri nedeni olarak travma :

Sürekli olarak tekrarlanan mesleki nedenli travmalar enfeksiyon ile birleşince deri tümörleri meydana gelebilir. Asit ve bazlar gibi maddelerin meydana getirdiği yanık skatrisleri mesleki cilt kanserlerine dönüşebilir .

B ) Actinik deri kanserleri (fotoşimik olayların meydana getirdiği kanserler ) :

Güneş ışınları deride etkili olur. Koruyucu pigment olmayınca keratozlar oluşabilir. Açık tenli , sarışın kişilerde görülebilir.

C ) Röntgen ışınları ile oluşan deri kanserleri :

Akut maruziyetten 14 – 15 gün sonra derinin maruz kısmında eritem, atrofi, kronik ülserasyon ve keratoz oluşur. Epitelyoma gelişebilir.

D ) Kimyasal maddelerin etkileri sonucu oluşan deri kanserleri :

Bu kanserler için pek çok sebep söylenebilir. Mesleki deri kanserleri çoğunlukla derinin etkili maddeye maruz bölgesinde oluşur. Bazal hücreli kanserler sık gelişir. Maruz kalınan bölgede keratoz gelişir ve kerotik lezyonun çevresinde eritem başlar sonra lezyonun kenarlarında yükselme olur, merkez kısmı çöker ülsere olur. Çoğu kez ağrı yoktur, ancak kanama olabilir. Lezyon yanlara ve derinliğine yayılma gösterir.

ÖZEL BAZI DERİ KANSERLERİ

SKROTUM KANSERİ :

Mesleki deri kanserleri arasında ilk tanımlananıdır. Bu kanserin nedeni olarak da is ekstresinde bulunan 3,4 Benzpyren belirlenmiştir. İlk defa baca temizleyicilerinde tespit edilmiştir.
Aynı şekilde pamuk tekstil sanayii çalışanlarında da görülebilmektedir. Yine makinist olarak çalışanlarda da bu kanser çeşidine rastlanılmıştır. Bunun nedeni olarak da madeni yağlar gösterilmiştir.

Yine zift ile uğraşan kimselerde de zift tozuna maruz kaldıkları zaman ,el, yüz, göz kapağı ve skrotumda siğiller çıkabilir ve bu siğiller kanserleşebilir.

KATRAN, ZİFT, MADENİ YAĞLAR İLE OLUŞAN DERİ TÜMÖRLERİ :

Kömür katranı, kömür katranı dumanı, ağır yağlar ve zift tozuna maruziyetle meydana gelen deri kanserleri önemli bir yer tutmaktadır. Bu maddelerin keratojenik etkileri fiziksel etkiden çok kimyasal etkileri nedeniyle oluşur.

Katran, zift, kreozot ve antrasen gibi maddelere maruz kalan kimselerin yüz, boyun, kulak, el, kol, kasık ve göbeklerinde katran melanozisi meydana gelir. Bunlar kanserleşme eğilimindedirler.

Yine madeni yağlarla maruziyet sonucu kanser oluşumu saptanmıştır.

Antrasen :
Antrasen beyaz kristalen katı bir aromatik hidrokarbondur. Oksitlenince antrkinon meydana gelir. Kok fırınlarında bir miktar antrasen içeren kömür katranı meydana gelir.
Antrasen boya ve kerestecilik sanayiinde kullanılır. Deri üzerine kanserojenik etkisi vardır.

Kreozot :
Kömür katranının 200 derecede distilasyonu ile elde edilir. Aromatik seriye dahil kompleks bir karışımdır. Ağaç ve kerestecilik işlerinde , çatı tecriti işlerinde kullanılır. Deri ve mukozayı tahriş eder. Tekrarlanan temaslarda tümör ve kanser oluşumu görülür.

Shale oil ve bu maddeden üretilen madeni yağlar :
İngilterede shale oil diye adlandırılan ve birçok madeni yağa kaynak olan karışım en çok deri kanseri yapan madde olarak bilinmektedir. Bu madde ve bundan elde edilen yağlar tekstil sanayiinde kullanılır ve maruziyet bu iş kolunda meydana gelir.

Arsenik :
Arseniğin bazı bileşiklerine maruziyet sonucu kanserojen etki gösterdiği hemen hemen kesin gibidir.
Toz arsenik göz kapaklarında, dudaklarda, bilekte siğil ve tümör oluşumuna neden olabilir.
Arseniğe maruziyet sonucu oluşan keratozlar çoğu kez kansere ve genel olarak kötü huylu urlara dönüşür. Arsenik tümörlerinde yer seçimi söz konusu değildir. Temas önemli olup yüz, skrotum, karın, sırt, köprücük kemiği yerleşim yeri olabilir.

MESLEKİ AKCİĞER KANSERLERİ :

Meslek ile ilgili akciğer kanserlerinden bahsederken hastalığın patolojisi, klinik belirtileri, tedavisi ile ilgili ayrıntıya girmeden özellikle meslek ile ilgili olarak etyolojik faktörlerden bahsedilecektir.

Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan araştırmalar akciğer kanserlerinin % 90 ının etyolojisinde kimyasal maddelerin söz konusu olduğu ve bu maddelere maruziyetin de kişinin yaptığı iş ile ilgili olduğunu göstermiştir.



RADYOAKTİVİTE :

Radyoaktivitenin akciğer kanseri nedeni olabildiğine dair ciddi çalışmalar ve bulgular bulunmaktadır.
Direkt ışımaya maruz kalınabilecek radyasyonla çalışılan merkezlerde ( örneğin tıp görüntüleme merkezleri, atom enerjisi ile uğraşılan iş kolları ) olabileceği gibi, farkında olunmadan bu ışımaya maruz kalınabilecek işler de mevcuttur. Örneğin maden ocakları .
Maden ocaklarında bulunabilecek radonun akciğer kanserine yol açabileceği deneysel olarak saptanmıştır. Bunların % 90 ı bronkojendir.

NİKEL VE SOLUNUM SİSTEMİ KANSERİ:

Nikel rafinerilerinde toz ve dumana maruz kalmak suretiyle sinüs ve akciğer kanseri oluşabileceği kesinlik kazanmıştır. Bu tür işletmelerde çalışanlarda kanser oluşumu sıklığı nedeniyle 1930-1950 yılları arasında İngiltere ve Norveç te nikel rafinerilerinde yapılan çalışmalardan çıkarılan sonuçlar bir rapor halinde yayınlanmıştır. Buna göre :
-nikel fabrika ve rafinerilerinde akciğer ve nasal kanser insidansı yüksek
-saptanan kanser vakalarının kanserojen ajanının ne olduğu kesin olarak saptanamamıştır, çünkü bu işçileri çoğu arsenik, krom, kobalt gibi başka maden toz ve buharlarına maruzdurlar.
-buna rağmen pekçok araştırmacı ve bilim adamı nikelin başlıca kanserojen madde olduğu görüşündedirler.
-en büyük riski nikel karbonil, nikel oksit, nikel bisülfit oluşturur
-akciğer kanseri bakımından kavurma fırınları ve öteki fırınlar en tehlikeli bölümlerdir (kavurmada meydana gelen sıcak toz özellikle kanserojen olarak suçlanır. Fırın işçileri için de nikel bileşikleri, benzpyren gibi kanserojen maddelerden oluşan kombine bir maruziyet söz konusudur )
Pek çok metalürjik reaksiyonların meydana geldiği nikel ile uğraşılan fabrikalarda çalışanlarda saptanan solunum sistemi kanserlerinin oluşmasında tek bir nikel bileşiğinin etken olabilme olasılığı azdır.

KROM VE AKCİĞER KANSERİ :

Hekzovalan krom bileşiklerinin akciğer kanseri için ciddi risk oluşturduğu bilinmektedir. Yine monokrom ve bikrom bileşikler kanser oluşturmada etkindir. Solubl (çözünür) olan krom bileşiklerinin kanser oluşturmada daha etkili olduğu saptanmıştır.
Kromat pigment üretiminde, baryum, çinko ve kurşun kromat üretiminde akciğer kanseri daima muhtemel risk olabilmektedir. Trivalant krom bileşiklerine maruziyette risk görülmemiştir.

ASBESTOZ VE AKCİĞER KANSERİ :

Bu güne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalar bronş kanseri ile asbest liflerinin etkileri arasında ciddi bir ilişki olduğunu kesinleştirmiştir. Ayrıca yine mezetelyoma da yine asbest ile ilişkilidir.

KÖMÜR KATRANI – DUMANI :

Kömür katranının deri kanseri yaptığı bilinmektedir . Yine kömür katranı dumanının da akciğer kanserine yol açtığına dair kesin bulgular vardır. Özellikle Kanada ve İngiltere de bu konu hakkında epidemiyolojik araştırmalar yapılmış ve kesin bulgular elde edilmiştir.
Solunum yoluyla alınan bu duman bronşlarda kanserojen etki göstermektedir.

ARSENİK VE AKCİĞER KANSERİ

Arsenik ve bileşiklerine maruziyet ile deri kanseri oluştuğu bilinmekle beraber yine akciğer kanseri de yapabildiği pek çok araştırma tarafından ortaya konmuştur.
Arsenik ve bileşikleri kanserojen madde olarak tanımlanmıştır.

DEMİR VE AKCİĞER KANSERİ :

Demir öğütüm işinde çalışanlarda ve yine döküm işçilerinde akciğer kanseri vakalarının fazla olduğu tespit edilmiştir

NASAL KAVİTE VE SİNÜS KANSERLERİ:

Etken ve riskli iş kolları :
Ahşap tozu ve diğer tozlar : mobilya işçileri, tekstil ,ayakkabıcılık ,değirmen ve fırın işçileri
Nikel : nikel arıtma işçileri
Krom : cromat boya maddesi imalatı ,metal kaplama
İsopropil alkol , formaldehit : laboratuar çalışanları , endüstri
İlk defa 1965 de İngiltere de mobilya işçilerinde nasal kavite ve sinüs kanseri sıklığının yüksek olduğu saptanmıştır, bildirilen 20 vakanın 15 i ahşap mobilya üretiminde çalışmaktaydı

MESANE KANSERLERİ :

Mesleki kanserler arasın mesane kanserleri büyük bir yer tutmaktadır. Bu kanserlerin belli sanayi dallarında sıklık göstermesi etyolojisinde kimyasal maddelerin payının büyük olduğunu ortaya koymuştur.

20. yy.’ ın başlarından itibaren yapılan çalışmalarda özellikle boya sanayiinde çalışan işçilerde mesane kanserine sık rastlanıldığı ortaya konmuş ve özellikle aromatik aminleri bu konu suçlu olduğu bulunmuştur. Daha sonra sadece boya sanayiinde değil pek çok sanayi kolunda da mesane kanseri vakaları saptanmıştır.
Mesleki mesane tümörlerini ilk olarak araştıran Alman hekim Rehn ,1895 de bu vakaların anilin yüzünden oluştuğunu ileri sürse de, daha sonraları anilinin mesane kanseri yapmadığı anlaşılmasına rağmen , sanayide görülen bu kanserler için anilin kanseri deyimi kullanılır oldu.
1914 den itibaren ise Avrupa da yapılan çalışmalar aromatik aminlerin bu kanserlere sebep olduğunu tespit etti.
Mesane kanseri yapan bazı maddeler :
- beta naphthylamine :
Bu maddeye maruz kalan işçilerde mesane kanseri meydana geldiği kesin olarak saptanmış ve kabul görmüştür. Özellikle boya sanayiinde kullanılmaktadır
-benzidin :
Azo boyaları ,kauçuk ve lastik sanayiinde çok kullanılır.
1946 da Di Mario adlı hekim benzidin ile çalışan 86 işçiden 22 sinde mesane tümörü saptadı.
-alpha naphthylamin :
Azo boyaları üretiminde ve lastik sanayiinde kullanılır.
4-aminodipheniyl :
Lastik sanayiinde anti oksidan olarak kullanılır.
1971 de Melich 171 işçiden 19 unda bu madde ile çalışmaları sebebiyle mesane tümötü tesbit etti.
2-acetylaminofluorene :
1941 yılında Willsaon ve arkadaşları bu maddenin kanserojen etkiler gösterdiği kanısına vardılar.1961 yılından itibaren de kanserojen kabul edilmektedir
4-dimethylaminoazbenzen :
deney hayvanlarında yapılan çalışmalar sonucu potansiyel kanserojen olarak kabul edilmektedir
nitrobifenyl :
endüstriyel önemi genellikle 4 – aminodiphenyl gibi maddelerin üretiminde kullanılması iledir. Mesane kanserine sebep olduğu 1954 den beri bilinmektedir

KANSEROJENİK MEKANİZMA:

Üriner sistem mesleki tümörlerinin , idrarda epitel üzerine etki gösteren kimyasal kanserojenin, metabolit veya metabolitlerinin bulunması sonucu meydana geldiği kabul edilmiştir. Metabolit, hücrenin DNA sıyla reaksiyona girmek suretiyle hücrenin yapısal özelliklerinde geri dönüşümsüz değişiklik meydana getirmektedir. Bu hücresel değişikliklerin meydana gelmesiyle beraber yapısal değişikliğe uğramış bu hücreler zamanla çoğalarak tümoral doku meydana getirirler.
Kanserojen olduğu kabul edilen maddelere maruz kimselerde , maruziyetin başlamasından sonra birkaç yıl içinde mesane kanseri oluşabileceği gibi , yıllarca sonra da oluşabilir. Hatta çalışan işini terkedip , maruziyete son verse bile daha sonra kanser ortaya çıkabilir. Bu nedenle belirtilen maddelere maruz olarak çalışıp daha sonra ayrılanlar dahi takip edilip, durumları kontrol edilmelidir.

SIKLIK: mesane kanserleri kimyasal maddelerle teması olmayan genel toplumda çok görülmez. Mesleki tümörlerin sıklığı ise maruz kalınan maddenin kanserojen potansiyeline, çevre koşullarına, maruziyet süresine, kişisel faktörlere bağlıdır. Kişisel duyarlılık ve kişisel temizlik ayrıca önem taşımaktadır. Son yıllarda kanserojen maddelerin tanınmış olması ve önlemlerin alınmasıyla beraber mesane kanseri sıklığında azalma görülmektedir.

KORUYUCU ÖNLEMLER :

-kanserojen olduğu bilinen maddelerin kullanımının engellenmesi veya maruziyet kaçınılmaz ise direkt temasın önlenmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınması
-işyerlerinde teknik olarak mümkün tüm hijyenik önlemlerin alınması  
-işçi seçiminde dikkatli olunması
-kişisel koruyucuların kullanımının sağlanması
-çalışma düzeninin çok iyi geliştirilmesi tam veya yarı zamanlı işyeri hekimi bulundurulması, çalışma saatinin azaltılması , işyerinde muntazam iş güvenliği sistemi geliştirilmesi ve zararlı madde seviyesinin sürekli takip edilmesi ve zararsız seviyede tutmak için önlemlerin alınması.

MESLEKİ KARACİĞER KANSERLERİ (2)

Karaciğer hemanjiyo sarkomu: Çok ender bir tümör olan anjiyo sarkom plastik endüstrisinde çalışanlarda görülen bir hastalıktır. Plastik endüstrisinde polivinil klorür (PVC) plastiğin ilkel maddesi olan vinil klorür monomerine (VCM) maruziyetin bu hastalığa neden olduğu bilinmektedir.

LÖSEMİ VE DİĞER HEMOLİTİK MALİGN HASTALIKLARI

Bu hastalıkların oluşunda rolü olan mesleksel faktörler arasında iyonizan radyasyon ve benzen en önemli olanlardır. Bunlar dışında asbest maruziyeti, tarım işleri, lastik endüstrisi ve triklor etilen maruziyeti de hematolojik malign hastalıkların meydana gelmesi bakımından önemlidir

BEYİN TÜMÖRLERİ:

Çok sık bir tümör türü olmamakla birlikte konumu itibariyle yaşamsal önem taşıyan ve değişik klinik ve patolojik türleri olan tümörlerdir. Bazı mesleksel faktörlerin beyin tümörü meydana gelmesinde rolü olduğu şeklinde kanıtlar vardır. Bu maddeler arasında vinil klorür, formaldehit, bazı çözücüler, kurşun, iyonizan radyasyon ve elektromanyetik alanlar sayılabilir. Tarım işçileri, itfaiyeciler, petrol rafinerisinde ve lastik sanayinde çalışanlar arasında beyin tümörleri riski yüksek bulunmaktadır.

MESLEKSEL KANSERLERDEN KORUNMA

Hastalıklardan korunma, birincil-ikincil-üçüncül düzeyler olmak üzere üç düzeyde yapılabilir. Bunlar arasında en etkili korunma yaklaşımı birincil düzeyde korunmadır (primary prevention). Bir hastalıkta birincil düzeyde korunma sağlamak için, kişinin hastalık etkeni ile karşılaşmasının önüne geçilmeli, kişinin etkenle teması önlenmelidir. Bu yaklaşım iş sağlığı uygulamaları bakımından çok temel bir yaklaşımdır. Mesleksel kanserlerin nedeni açık olarak bellidir ve kişiler bu etkenle işyeri ortamında, işin yürütümü sırasında karşılaşmaktadır. Bu durumda işyerinde alınacak bir dizi teknik koruma yaklaşımı ile kişinin etkenle teması kesin bir şekilde ortadan kaldırılabilir. Bu amaçla yapılabilecek uygulamalardan başlıcaları şu şekildedir:

(1) Kanserojen maddeyi kullanmama: En etkili korunma şeklidir. Bu uygulamanın esası, kanserojen maddenin yerine başka bir maddenin kullanılmasıdır (substitution, ikame). Örneğin benzenin sakıncaları ortaya konduktan sonra benzenin açık olarak kullanımı (çözücü, yapıştırıcı amaçla kullanımı) yasaklanmıştır. Bu alanlarda benzen yerine kanser yapıcı özelliği olmayan başka maddeler (önceleri toluen, ksilen, daha sonra stiren, hekzan vs.) kullanıma sokulmuştur. Benzeri şekilde asbest yerine de lif yapısında sentetik olarak üretilen bazı maddeler kullanılmaya başlanmıştır

(2) Kapalı sistem: Bazı durumlarda çalışma hayatının sürmesi bakımından sakıncalı maddeleri kullanma zorunluluğu söz konusudur. Bu durumlarda zararlı maddenin kapalı sistemler içinde çalıştırılması yolu ile kişilerin bu madde ile temasının önüne geçilebilir. Örneğin radyoaktif maddelerin kullanımında bu yaklaşım geçerli bir kullanım yoludur.

(3) Ayırma (izolasyon): Bazen sakıncalı olan işlemin tümü ile ayrılması söz konusu olabilir. Sakıncalı olan işlem işyerinin yalnızca bir bölümünde ise, bu bölümün diğer bölümlerden ayrılması şeklinde uygulama yapılabilir. Bu şekilde işyerinde bulunan kişilerin büyük bölümünün zararlı madde ile teması önlenmiş olur. Ayrılan riskli bölümde çalışanlar ise özel koruma yöntemleri ile korunabilir, veya olanak varsa bu bölümde robot çalıştırılması yoluna gidilebilir.

(4) Havalandırma: Çalışma hayatında sık olarak başvurulan bir koruyucu yöntem de havalandırmadır. Zararlı maddeler çoğunlukla vücuda solunum yolundan girer. Bu yüzden kişilerin zararlı madde ile temasının kesilmesi bakımından havalandırma sisteminin, solunum seviyesinin daha altındaki bir düzeyden havayı emip ortamdan uzaklaştırması gerekir. Bu tür havalandırmaya "boşaltıcı havalandırma” (exhaust ventilation) adı verilir.

(5) Kişisel koruyucu malzeme kullanımı: Zararlı maddenin oluştuğu yerde, kaynağında kontrol altına alınması amacı ile yapılan bütün uygulamalara rağmen halen kişilerin etkilenme olasılığı varsa, bu durumda kişisel koruyucu malzemelerin kullanımı yoluna gidilir. Zararlı madde ile temas en çok solunum yolu ile olduğundan, koruyucu malzeme de öncelikle solunum yolundan etkilenmeyi önleyici olarak maskeler şeklinde olabilir. Maske dışında koruyucu giysi, özel eldivenler, ayakkabılar, yüzü ve gözleri korumak üzere uygun gözlükler vb. çeşitli koruyucu malzeme kullanılabilir. Ancak bu konuda titizlikle üzerinde durulması gereken bir nokta, kişisel koruyucu malzeme kullanımının "son çare” olarak devreye girmesi gereğidir. Kişisel koruyucu malzemenin kullanılmasından önce, etkenin kaynağına yönelik olarak yukarıda sayılan uygulamalardan bir veya birkaçı uygulanmalı, etkenin kaynağında kontrolü amacı ile yapılan bütün çabalar sonunda eğer gerekiyorsa kişisel koruyucu malzeme kullanımı yoluna gidilmelidir. Kaynağa yönelik önlemleri almadan korunmayı yalnızca kişisel koruyucu malzeme ile yapmaya çalışmak hatalı olur.

(6) Diğer önlemler : Yukarıda sayılan uygulamalara ek olarak bazı idari (yönetsel) yaklaşımlarla koruyucu çalışmalara katkı sağlanabilir. Örneğin maruziyet süresinin kısaltılması bakımından tehlikeli maddelerle çalışılan işlerde günlük çalışma süresi kısadır. Bu tür bir önlem radyoaktif maddelerle ve radyasyonla ilgili işlerde çalışanlara uygulanmaktadır. Günlük çalışma süresinin kısa olmasının yanı sıra tehlikeli maddelerle çalışanların belirli bir program içinde dönüşümlü (rotasyonel) olarak çalıştırılması da koruyucu amaçla uygulanan yöntemlerdendir.

Sayılan birincil koruma uygulamalarına ek olarak tehlikeli işlerde özellikle kanserojen maddelerle çalışılan işyerlerinde çalışanlar aralıklarla sağlık kontrolünden geçirilir. Bu yolla herhangi sağlık bozulması erken dönemde saptanabilir. Bu yaklaşım koruyucu sağlık hizmetleri bakımından ikincil korunma olarak adlandırılır. Bir sağlık sorunu erken dönemde yakalandığında alınacak önlemlerle ilerlemesinin önüne geçilebilir ve kişinin sağlığına kavuşması sağlanabilir. Ağır ve tehlikeli işlerde çalışan kişilerin aralıklarla sağlık kontrolünden
geçirilmesi gereği iş sağlığı ve güvenliği mevzuatında belirtilmiştir. Mesleksel kanserlerden korunma bakımından sağlık eğitimi çalışmalarının da önemi vardır. Hem işyerindeki yöneticilere, hem de çalışanlara yönelik olarak eğitim yapılmalıdır. Bu eğitimlerde riskli maddeler tanıtılmalı, bunların sağlık etkileri, etkilenim yolları ve koruyucu uygulamalar bakımından dikkat edilmesi gereken noktalar açıklanmalıdır.

Tablo 1. İnsanda Kanser Yaptığı Kesin olan Maddelerin Başlıcaları

Etken İlgili çalışma alanı İlgili kanser türü
Aflatoksin Tarım işleri Karaciğer tümörü
Amino bifenil Lastik endüstrisi Mesane
Arsenik ve bileşikleri Pestisid işleri Akciğer, deri
Asbest İzolasyon işleri Akciğer, plevra
Benzen Boya, ayakkabı Lösemi
Benzidin Lastik ve boya işleri Mesane
Kadmiyum Pil yapımı, metal işi Prostat
Krom Krom kaplama Akciğer
Naftil amin Lastik ve boya işleri Mesane
Nikel Nikel rafinerisi Burun, akciğer
Radon Madencilik Akciğer
Vinil klorür Plastik endüstrisi Karaciğer anjiyosarkom
İyonizan radyasyon Sağlık işleri Lösemi, akciğer, kemik
Ultraviyole ışın Tarım, denizcilik Deri

Tablo 2. İnsan için Muhtemel Kanserojen Maddelerin Bazıları

Etken İlgili çalışma alanı
Akrilamid Akrilik işleri
Dizel egzosu Otomobil endüstrisi
Dietil sülfat Kimya endüstrisi
Epiklorhidrin Reçine yapımı, çözücü
Formaldehit Doku koruyucu, kimya sanayi
Tetraklor etilen Kuru temizleme
Toluidin Azo boyaları imali
Stiren oksit Kimya sanayi